1975 yılında çekilmiş çok komik bir film izledim. Adı Sunshine Boys. İki eski komedyenin yeniden bir araya gelmesini anlatıyor. Ama filmin bir sahnesi beni kelimelerin gücü hakkında oldukça düşündürdü. Bir zamanlar büyük bir komedyen olan ama artık eski şöhreti kalmamış yaşlı Willy Clark, yıllar sonra bir reklam çekimi için kamera karşısına geçer. Reklam basittir. Hatta fazlasıyla basit. Bir cips tanıtılacaktır. Yapması gereken tek şey cips yedikten sonra sloganı söylemesidir. Metin kısa.
Ancak Willy kelimeyi asla doğru söylemez. Cips, kips, şips ve daha onlarca yanlış telaffuz. Yönetmen neden kelimeyi doğru telaffuz etmediğini sorunca tartışırlar. Willy bir noktada patlar ve meseleyi açıklar,
“Bu kelime böyle söyleyince komik.”
Sonra daha da ileri gider. Bazı harflerin, bazı seslerin insanı istemeden güldürdüğünü söyler. Özellikle patlayan, şişkin, yuvarlak seslerin kelimeyi ciddiyetsizleştirdiğini ima eder. Bazı harfleri ve sesleri içeren kelimeler kulağa oldukça komik gelir.
Tabi yaşlı Willy’nin bu analizi yönetmenin pek hoşuna gitmez ve komedyenimiz kovulur. Ama bize bıraktığı bir tartışma vardır. Kelimeler içerdikleri seslerle komik, duygusal, sinirli olabilir mi? Mesela “ş” sesini dikkate alın. Ş içeren kelimelerin tonlandıklarında daha komik olduğunu fark edebilirsiniz. Komik bulunan kelimeler genellikle bedeni işin içine katar.
Dudaklar şişer, patlar, gevşer. Ses yuvarlanır. Kelime söylenirken yüz, ciddiyetini kaybeder.
Aslında bu durum, beynimizin sesleri sadece birer iletişim aracı olarak değil, aynı zamanda fiziksel birer oyuncak gibi algılamasından kaynaklanıyor. Dilbilimcilerin “ses sembolizmi” dediği bu olguya göre, bazı harfleri telaffuz ederken ağzımızın aldığı şekil veya ses tellerimizin titreşimi, zihnimizde doğrudan komik bir imge oluşturabiliyor. Özellikle “K”, “P” ve “B” gibi patlayıcı ünsüzler, ağızda bir hava basıncı biriktirip aniden serbest bırakıldığı için beyinde minik bir şaşkınlık ve rahatlama yaratıyor; bu da mizahın temel mekanizması olan “beklenmedik bir vuruş” hissini tetikliyor.
Buna ek olarak, kelimelerin içindeki ünlü harflerin dudaklarımızı nasıl şekillendirdiği de çok önemli. Örneğin “Ü”, “Ö” ve “U” gibi harfleri söylerken dudaklarımızı ileri doğru büzmek zorunda kalırız. Bu fiziksel hareket, insanın normalde ciddi veya vakur göründüğü bir yüz ifadesini bozup onu bir tür “karikatür” haline getirir. “Pofuduk”, “Güdük” veya “Büzük” gibi kelimelerin sadece anlamları değil, onları söylerken takındığımız o hafif “saçma” surat ifadesi de bizi gülümseten gizli bir etkendir.
Son olarak, nadir bulunan harf kombinasyonları beynimizdeki “sıradanlık” algısını kırıyor. Günlük konuşma akışında duymaya alışık olmadığımız “J”, “Z” veya “F” gibi titreşimli ve sürtünmeli seslerin bir araya gelmesi (“Zamazingo” veya “Fırfır” gibi), zihinde bir tür “dilsel oyun” algısı yaratıyor. Kelime ne kadar telaffuzu zor veya ritmik bir yapıya sahipse, ciddiyetten o kadar uzaklaşıyor ve beynimiz bu durumu “tehlikesiz bir tuhaflık” olarak işaretleyip eğlenceli bulmaya başlıyor.
Sizin kulağınıza en “oyuncu” gelen veya duyduğunuzda istemsizce sırıttığınız bir kelime var mı?